Av. Can Kilercioğlu ile doğrudan iletişime geçin.
VERGİ İNCELEMESİNDE SUSMA HAKKI VAR MIDIR, MÜKELLEF KENDİ ALEYHİNE BEYANDA BULUNMAK ZORUNDA MI?
Kilercioğlu Hukuk & Danışmanlık olarak Bandırma, Çanakkale ve Bursa bölgesinde vergi hukuku ve vergi ceza hukuku alanında avukatlık ve danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Vergi incelemesi süreçleri, mükellef hakları, vergi kaçakçılığı suçları ve vergi cezalarına karşı açılan davalarda savunma ve hukuki danışmanlık hizmeti sağlamaktayız.
Bir vergi incelemesi sürecinde mükellef, bir yandan idareye bilgi ve belge verme yükümlülüğü altındadır, diğer yandan ise hiç kimsenin kendi aleyhine delil sunmaya zorlanamayacağı yönünde anayasal bir güvence bulunur. Bu iki durum bazen çelişir. Mükellefin verdiği bilgiler, kendisi hakkında bir suç soruşturmasına dayanak oluşturabilir. Bu yazıda vergi hukukunda susma hakkının ne olduğu ve sınırları ele alınmaktadır.
Susma Hakkı Nedir
Susma hakkı, bir kişinin kendi aleyhine olabilecek beyanlarda bulunmaya ve kendi aleyhine delil sunmaya zorlanamaması anlamına gelir. Bu hak, kendini suçlamama ilkesinin bir parçasıdır. Anayasamızın 38. maddesinde, hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı düzenlenmiştir.
Susma hakkı yalnızca ceza yargılamasıyla sınırlı bir hak olarak görülmemektedir. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak kabul edilen bu hak, kişinin kendi mahkûmiyetine yardımcı olmaya zorlanmasını engeller.
Vergi Hukukunda Susma Hakkı Tartışması
Vergi hukukunda susma hakkının uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalı bir konudur. Çünkü vergi sistemi mükellefin bilgi ve belge vermesi üzerine kurulmuştur. Mükellefin susma hakkını ileri sürerek bilgi vermekten kaçınması, vergi denetimini işlevsiz kılabilir.
Bu nedenle doktrinde farklı görüşler bulunur. Bir görüşe göre, idari bir denetim yolu olan vergi incelemesinde susma hakkının kabul edilmesi kamu düzenini bozar. Başka bir görüşe göre ise mükellef hakkında bir suç şüphesi doğmuşsa, yani inceleme bir suç isnadı niteliği kazanmışsa, bu aşamada susma hakkı gündeme gelebilir. Bu yaklaşıma göre mükellefin adil yargılanma hakkı, tıpkı ceza muhakemesinde olduğu gibi, inceleme aşamasında başlamış sayılır.
Belirleyici Olan Suç İsnadının Varlığıdır
Susma hakkının gündeme gelip gelmeyeceğini belirleyen temel ölçüt, mükellefe yönelik bir suç isnadının bulunup bulunmadığıdır. Vergi incelemeleri iki türlü olabilir. Olağan inceleme, herhangi bir ihbar veya şikâyet olmaksızın yapılan rutin denetimdir. Olağanüstü inceleme ise mükellef hakkında yapılan bir ihbar veya şikâyet üzerine başlatılan incelemedir.
Olağanüstü inceleme söz konusu olduğunda, mükelleften istenen defter ve belgeler bir suç şüphesine dayalı olarak istenmektedir. İşte bu durumda mükellefin kendi aleyhine delil sunmama hakkı ile ibraz ödevi karşı karşıya gelebilir. Suç isnadının varlığı, susma hakkının başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir.
Uluslararası İçtihatların Yaklaşımı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bu konuda yol göstericidir. Mahkeme, idari bir soruşturma kapsamında alınan ifadelerin bir araştırma niteliği taşıdığını, finansal ve ticari soruşturmalarda doğrudan ceza davası güvencelerinin uygulanmasını beklemenin her zaman mümkün olmadığını kabul etmiştir. Ancak Mahkeme, idari soruşturma sırasında zorla elde edilen beyanların, daha sonra bir ceza yargılamasında kişinin aleyhine kullanılmasını adil yargılanma hakkına aykırı bulmuştur. Yani önemli olan, idari aşamada verilen bilgilerin sonradan ceza sürecinde nasıl kullanıldığıdır.
Masumiyet Karinesi ile İlişkisi
Susma hakkı, masumiyet karinesiyle yakından ilişkilidir. Suç isnadı altında bulunan bir kişi, suçluluğu kesinleşene kadar masum sayılır. Masum sayılan bir kişinin kendi suçluluğunu ispatlayacak delilleri sunmaya zorlanması, masumiyet karinesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle suç isnadı niteliği kazanmış bir inceleme sürecinde mükellefin savunma haklarının korunması önem taşır.
Pratikte Dikkat Edilmesi Gerekenler
Bu tartışmalar teorik görünse de pratik sonuçları vardır. Bir mükellef, hakkında yürütülen incelemenin bir suç şüphesine dayanıp dayanmadığını çoğu zaman tam olarak bilemez. Verdiği bir bilgi veya belge, ileride aleyhine bir ceza soruşturmasının temeli olabilir. Bu nedenle özellikle suç şüphesi içeren incelemelerde, mükellefin atacağı adımları bir hukukçuyla değerlendirmesi yerinde olur. Bununla birlikte yürürlükteki düzenleme uyarınca, varlığı sabit defter ve belgelerin usulüne uygun incelemede ibraz edilmemesi gizleme suçu sayıldığından, ibraz ödevi ile susma hakkı arasındaki sınır dikkatle değerlendirilmelidir.
Sonuç
Vergi hukukunda susma hakkı, kişinin kendi aleyhine delil sunmaya zorlanamamasını ifade eden anayasal bir güvenceye dayanır. Bu hakkın vergi incelemesinde uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalı olmakla birlikte, belirleyici ölçüt mükellefe yönelik bir suç isnadının bulunup bulunmadığıdır. Ödevler ile haklar arasındaki bu hassas denge her olayın kendi koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiğinden, suç şüphesi içeren bir vergi incelemesiyle karşılaşan mükellefin bir avukatın hukuki desteğini alması büyük önem taşımaktadır.