Kilercioğlu Hukuk & Danışmanlık

İptal Davası ile Tam Yargı Davası Arasındaki Fark Nedir?


Kilercioğlu Hukuk & Danışmanlık
İptal Davası ile Tam Yargı Davası Arasındaki Fark Nedir?

İptal Davası ile Tam Yargı Davası Arasındaki Fark Nedir?
 

Bandırma, Balıkesir ve Manyas bölgesinde idare hukuku ve idari yargı uyuşmazlıkları konularında hukuki destek arayan kişiler için iptal davası, tam yargı davası ve idarenin sorumluluğundan doğan tazminat taleplerinde vekillik ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktayız.
 

İdareye karşı dava açacak kişinin vereceği ilk karar, hangi dava türünü seçeceğidir. Bu seçim yalnızca bir usul tercihi değildir. Davanın kimin açabileceğini, neyin isteneceğini ve mahkemenin ne yapabileceğini doğrudan belirler. Kanun idari dava türlerini sınırlı biçimde saymış ve her birinin şartlarını ayrı ayrı göstermiştir. Yanlış dava türü seçildiğinde talep karşılıksız kalabilir. Bu nedenle iki temel dava türü arasındaki farkın bilinmesi, sürecin doğru kurulmasını sağlar.
 

KANUN HANGİ DAVA TÜRLERİNİ SAYMIŞTIR?
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi idari dava türlerini üç başlıkta toplar. Birincisi iptal davalarıdır. Bunlar, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılır. İkincisi tam yargı davalarıdır. Bunlar, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılır. Üçüncüsü ise idari sözleşmelerden doğan davalardır. Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç olmak üzere, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar bu kapsamdadır.
 

İPTAL DAVASINI KİMLER AÇABİLİR?
Kanun iptal davası için menfaat ihlali şartını aramaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin ifadesiyle iptal davası, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılır. Bu ölçüt, tam yargı davasında aranan şarttan daha geniştir. Kişinin doğrudan bir hakkının zedelenmiş olması gerekmez, işlemle arasında meşru ve güncel bir menfaat bağı bulunması yeterlidir. Bu genişlik, idari işlemlerin hukuka uygunluk denetiminin daha geniş bir kesim tarafından harekete geçirilebilmesini sağlar. Örneğin bir imar planına karşı, o bölgede taşınmazı bulunan kişilerin menfaat ilişkisi tartışılır. Menfaatin bulunup bulunmadığı her dosyada ayrıca değerlendirilir.
 

TAM YARGI DAVASI HANGİ HALDE AÇILIR?
Tam yargı davası için kanun daha dar bir ölçüt öngörmüştür. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre bu dava, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılır. Yani kişinin bir menfaatinin değil, doğrudan bir hakkının zedelenmiş olması aranır. Tam yargı davasının konusu ise işlemin ortadan kaldırılması değil, uğranılan zararın giderilmesidir. Bu dava idari işlemlerden doğabileceği gibi idari eylemlerden de doğabilir. İdarenin bir hizmeti hiç işletmemesi, geç işletmesi ya da kötü işletmesi nedeniyle doğan zararlar bu kapsamda değerlendirilir.
 

İKİ DAVA BİRLİKTE AÇILABİLİR Mİ?
Uygulamada bir işlem hem hukuka aykırı olabilir hem de kişiye zarar vermiş olabilir. Bu durumda iptal ve tazminat taleplerinin birlikte ileri sürülmesi gündeme gelir. İdari işlemin iptali istenirken, o işlem nedeniyle uğranılan zararın tazmini de talep edilebilir. Ancak talebin nasıl kurulduğu ve hangi zararın hangi işleme bağlandığı açık biçimde gösterilmelidir. İptal kararı verilmesi, tazminat talebinin kendiliğinden kabul edileceği anlamına gelmez. Zararın varlığı, miktarı ve işlemle arasındaki nedensellik bağı ayrıca ortaya konulmalıdır. Bu nedenle iki talep birlikte ileri sürülse dahi, her biri kendi şartları içinde incelenir.
 

MAHKEME İDARENİN YERİNE GEÇEBİLİR Mİ?
Geçemez ve bu, idari yargının en temel sınırıdır. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Aynı fıkra üç yasak öngörür. İdari mahkemeler yerindelik denetimi yapamazlar. Yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak biçimde karar veremezler. İdari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. Yani mahkeme bir işlemin hukuka aykırı olduğunu tespit edip iptal edebilir, ancak idarenin yerine geçip işlemi kendisi yapamaz.
 

İPTAL KARARININ SONUCU NEDİR?
İptal kararı, işlemi hukuk aleminden kaldırır ve kural olarak işlemin yapıldığı ana kadar geriye etkili sonuç doğurur. Bu yönüyle iptal davası, tam yargı davasından farklı bir işlev görür. Tam yargı davasında verilen karar bir para alacağına hükmederken, iptal kararı işlemin kendisini ortadan kaldırır. İdare, iptal kararının gereklerine göre işlem tesis etmekle yükümlüdür. Ancak mahkeme idarenin yerine geçemeyeceği için, iptal kararından sonra yapılacak yeni işlemin içeriğini idare belirler. Bu yeni işlem de hukuka aykırı ise ona karşı ayrıca dava açılabilir. Bu nedenle iptal kararı sürecin sonu değil, çoğu zaman yeni bir aşamanın başlangıcıdır.
 

İDARİ SÖZLEŞMELERDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLAR HANGİ KAPSAMDADIR?
Kanun üçüncü bir dava türü daha saymıştır. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç olmak üzere, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar da idari dava türlerindendir. Bu bent 18 Aralık 1999 tarihli ve 4492 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Buradaki ayrım önemlidir. İdarenin taraf olduğu her sözleşme idari sözleşme sayılmaz. Belirleyici olan, sözleşmenin bir kamu hizmetinin yürütülmesi için yapılmış olmasıdır. Ayrıca tahkim yolu öngörülen imtiyaz sözleşmeleri bu kapsamın dışında tutulmuştur. Sözleşmenin niteliğinin tespiti, uyuşmazlığın hangi yargı kolunda görüleceğini belirler.
 

İptal davası ile tam yargı davası, aranan şart, istenen sonuç ve mahkemenin yetkisi bakımından birbirinden ayrılır. İptalde menfaat ihlali yeterliyken tam yargıda hakkın doğrudan zedelenmesi aranır. Her iki halde de idari yargının yetkisi hukuka uygunluk denetimiyle sınırlıdır. Talebin doğru dava türü üzerinden kurulması sonucu belirlediğinden, idare hukuku alanında deneyimli bir avukattan destek almak yerinde olur.

23.07.2026 5 Av. Can KİLERCİOĞLU
Whatsapp İletişim