Av. Can Kilercioğlu ile doğrudan iletişime geçin.
İftira Suçu ve Cezası Nedir?
Çan, Bayramiç ve Çanakkale'de haksız yere suç isnadıyla karşılaşan kişiler, iftira suçunu ve bu duruma karşı ne yapabileceklerini merak eder. İftira, bir kişiye işlemediği bir suçu isnat ederek onun haksız yere soruşturulmasını sağlamayı cezalandıran bir suçtur. Bu yazıda iftiranın ne olduğu, şikayet hakkıyla arasındaki sınır, cezası ve mağdurun hakları ele alınmaktadır.
İFTİRA SUÇU NEDİR?
İftira, bir kişiye işlemediğini bilerek hukuka aykırı bir fiil isnat etmektir. Türk Ceza Kanunu'nun 267. maddesi bu suçu düzenler. Suçun oluşması için failin, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, bir kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını veya idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamaya çalışması gerekir. En önemli unsur, failin isnat ettiği fiilin gerçek dışı olduğunu bilmesidir. Yani fail, karşısındaki kişinin o fiili işlemediğini bildiği halde, onu suçlu göstermeye çalışır. İftira suçunda korunan değer, hem kişinin haksız yere suçlanmaktan korunması hem de adli mekanizmanın gereksiz yere işletilmesinin önlenmesidir. Çünkü asılsız bir isnat, bir kişinin haksız yere soruşturulmasına, hatta özgürlüğünden yoksun kalmasına yol açabilir. Bu nedenle iftira, yalnızca bireye değil, adalet sistemine karşı da işlenen bir suç olarak değerlendirilir. Suçun varlığı için isnadın belirli bir kişiye yöneltilmiş ve somut olması gerekir. Soyut ve genel ifadeler, iftira suçunu oluşturmayabilir.
ŞİKAYET HAKKI İLE İFTİRA ARASINDAKİ SINIR NEDİR?
Herkesin, bir suçun işlendiği yönünde bilgisi olduğunda yetkili makamlara başvurma hakkı vardır. Bu, anayasal bir hak olan şikayet ve ihbar hakkıdır. Ancak bu hakkın kötüye kullanılması iftira suçunu oluşturur. İki durum arasındaki sınır, kişinin isnat ettiği fiilin gerçekliğine ilişkin bilgisinde yatar. Bir kişi, gerçekten bir suç işlendiğine dair ciddi bir kanaatle şikayette bulunuyorsa, sonradan bu iddia doğrulanmasa bile iftira suçu oluşmaz. Çünkü burada kişi, bildiği ya da inandığı bir durumu makamlara iletmiştir. Buna karşılık, bir kişi karşısındakinin o fiili işlemediğini bildiği halde onu suçlamışsa, artık şikayet hakkının sınırları aşılmış ve iftira suçu işlenmiş olur. Bu ayrım son derece önemlidir, çünkü herkesin şikayet hakkını korkusuzca kullanabilmesi gerekir. Aksi halde kimse suç ihbarında bulunamaz hale gelebilir. Bu nedenle iftira suçunun değerlendirilmesinde, failin isnadı yaparken içinde bulunduğu bilgi durumu titizlikle incelenir. Gerçeğe dayanan bir şikayet ile kasıtlı bir asılsız suçlama arasındaki fark, bu suçun temelini oluşturur.
İFTİRANIN CEZASI NE KADARDIR?
İftira suçunun cezası, suçun işleniş biçimine ve doğurduğu sonuçlara göre değişir. Türk Ceza Kanunu'nun 267. maddesine göre, iftira suçunu işleyen kişi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun ağırlığı, isnadın nasıl yapıldığına ve mağdurun uğradığı zarara göre artabilir. Örneğin failin, isnadını inandırıcı kılmak için maddi eser ve delil uydurması halinde ceza yarı oranında artırılır. Aynı şekilde, iftira sonucunda mağdur hakkında gözaltı ve tutuklama dışında bir koruma tedbiri uygulanmışsa ceza yine artırılır. Mağdurun iftira nedeniyle gözaltına alınması ya da tutuklanması halinde, iftira eden kişi ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulabilir. Mağdurun bu asılsız isnat nedeniyle mahkum olması durumunda ise ceza çok daha ağır düzeylere çıkar. Bu kademeli artış, iftiranın mağdur üzerinde bıraktığı zararla orantılı bir ceza öngörmeyi amaçlar. Görüldüğü gibi iftiranın sonuçları ağırlaştıkça, failin sorumluluğu da artar. Bu nedenle iftira, hafife alınmaması gereken ciddi bir suçtur.
İFTİRAYA UĞRAYAN NE YAPABİLİR?
İFTİRA BENZER SUÇLARDAN NASIL AYRILIR?
İftira suçu, zaman zaman başka suçlarla karıştırılır. Bu nedenle iftiranın benzer suçlardan ayrılması, olayın doğru değerlendirilmesi bakımından önemlidir. İftiranın en belirgin özelliği, belirli bir kişiye, işlemediği bilinen somut bir hukuka aykırı fiilin isnat edilmesidir. Oysa bir kişiye onur ve saygınlığını zedeleyecek biçimde soyut sözler söylenmesi ya da sövülmesi, iftira değil hakaret kapsamında değerlendirilebilir. İki suç arasındaki fark, isnadın somut bir fiile mi yoksa genel bir aşağılamaya mı dayandığıdır. Bunun yanında, gerçekte işlenmemiş bir suçu işlenmiş gibi yetkili makamlara bildirmek, ancak bunu belirli bir kişiyi hedef almadan yapmak da farklı bir suç oluşturabilir. İftirada mutlaka belirli bir kişi hedef alınır ve o kişinin haksız yere soruşturulması ya da cezalandırılması amaçlanır. Ayrıca, bir kişinin gerçekten bir suç işlendiğine inanarak yaptığı şikayet, sonradan asılsız çıksa bile iftira sayılmaz. Çünkü iftirada failin, isnadın gerçek dışı olduğunu bilmesi şarttır. Bu ayrımların doğru yapılması, hem suçlanan kişinin durumunu hem de mağdurun haklarını doğrudan etkiler. Yanlış bir nitelendirme, sürecin yanlış yürütülmesine yol açabilir. Bu nedenle bir olayın iftira mı yoksa başka bir suç mu oluşturduğunun, somut koşullar ışığında dikkatle belirlenmesi gerekir. Bu belirleme, izlenecek hukuki yolun temelini oluşturur.
Haksız yere bir suç isnadıyla karşılaşan kişinin başvurabileceği hukuki yollar vardır. İftiraya uğradığını düşünen kişi, iftira eden hakkında suç duyurusunda bulunabilir. Ancak burada önemli bir husus, iftira suçunda dava zamanaşımının, mağdurun isnat edilen fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlamasıdır. Yani kişinin aklanması, iftira nedeniyle harekete geçebilmesi için bir başlangıç noktası oluşturur. Bunun yanında, iftira nedeniyle maddi ve manevi zarara uğrayan kişi, genel sorumluluk hükümlerine dayanarak tazminat da talep edebilir. Asılsız bir suçlama, kişinin itibarını zedeleyebilir, çalışma hayatını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Bu zararların giderilmesi için tazminat yoluna başvurulabilir. Basın ve yayın yoluyla işlenen iftirada, mahkumiyet kararının aynı yolla ilan edilmesi de mümkündür. Bu, mağdurun itibarının bir ölçüde onarılmasına hizmet eder. Bu nedenle iftiraya uğrayan kişinin, hem ceza hem de tazminat boyutunu birlikte değerlendirmesi yerinde olur. Sürecin doğru yürütülmesi, hem failin cezalandırılmasını hem de mağdurun zararının giderilmesini sağlar.