Av. Can Kilercioğlu ile doğrudan iletişime geçin.
Boşanmada Şirket Hissesinin Değeri Nasıl Belirlenir? Değerleme Yöntemleri ve Yargıtay Uygulaması
Bandırma, Bursa ve Çanakkale bölgesinde mal rejimi tasfiyesi, şirket hissesi değerlemesi ve katılma alacağı davalarında hukuki danışmanlık ve dava takip hizmeti sunmaktayız.
Boşanma sürecinde eşlerden birinin şirket hissesinin tasfiyeye konu olduğu davalarda en kritik aşamalardan biri, söz konusu hissenin değerinin tespitinde yaşanır. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkların büyük bölümü bizzat paylaşım oranında değil, değerleme rakamında ortaya çıkar. Piyasa değeri, defter değeri, tasfiye değeri ya da gelir değeri; hangisi esas alınacak? Hangi tarihteki değer geçerli sayılacak? Bu sorular davayı doğrudan etkiler.
1. Kural: Sürüm Değeri Esas Alınır
Türk Medeni Kanunu'nun 232. maddesi, tasfiyede malların sürüm değeri üzerinden hesaplanacağını öngörür. Sürüm değeri, tasfiye anında serbest piyasada oluşacak değerdir; satışa çıkarılması halinde piyasanın biçeceği fiyattır. Bu değer defter değeriyle örtüşmeyebilir; şirketin bilançosunda görünen öz kaynak rakamı çoğu zaman gerçek piyasa değerinin çok altında ya da üstünde kalır.
Tarımsal işletmeler bu kuralın istisnasını oluşturur ve gelir değeri esas alınır. Şirket hisseleri için ise sürüm değeri esas olmaya devam eder.
2. Kullanılan Değerleme Yöntemleri
Sürüm değerine ulaşmak için pratikte birden fazla yöntem bir arada kullanılabilir.
Tasfiye değeri, şirketin parçalanarak satışından elde edilecek değeri ifade eder ve alt sınırı oluşturur. Şirketin faaliyetini sürdürmesi beklenmeyen, iflas veya tasfiye sürecindeki şirketler için uygundur.
Defter değeri, bilançodan okunan öz kaynak rakamıdır. Tek başına yetersiz bir göstergedir; sürüm değerinin bileşenlerinden biri olarak kullanılabilir.
Net aktif değeri, aktif ve pasifin güncel piyasa değerleriyle yeniden hesaplanmış halidir. Faaliyeti olmayan ya da tasfiye aşamasındaki şirketler için daha anlamlıdır.
İşleyen teşebbüs değeri, şirketin faaliyetini sürdürdüğü varsayımıyla gelecekteki nakit akışlarının bugüne indirgenmesine dayanır. Kârlı ve büyüme potansiyeli olan şirketler için kullanılır.
Gelir değeri ise indirgenmiş nakit akışı yöntemiyle hesaplanır; tarımsal işletmelerin yanı sıra düzenli kâr dağıtan şirketler için de referans alınabilir.
Hangi yöntemin ya da hangi yöntem bileşiminin kullanılacağına bilirkişi heyeti karar verir. Yargıtay, tek bir değerleme yönteminin esas alındığı ve gerekçelendirilmediği bilirkişi raporlarını bozma sebebi saymaktadır.
3. Yargıtay'ın Sürüm Değeri Kriterleri
Yargıtay, şirket hisselerinin sürüm değerinin tespitinde bilirkişi heyetinin dikkate alması gereken unsurları belirlemiştir. Bu unsurlar arasında şirketin sektör içindeki konumu ve pazar payı, büyüme hızı ve işlem hacmi, sahip olduğu varlıklar ile sermaye yapısı, kullandığı teknoloji ve sahip olduğu altyapı, araştırma ve geliştirme faaliyetleri, piyasaya sunulan ürün ya da hizmet yelpazesi, beş ila on yıllık nakit akışı öngörüleri, geçmiş temettü politikaları, ilerideki yatırım planları ile müşteri portföyü ve şirket organizasyonu yer almaktadır. Bu ölçütler bilirkişi raporunda tek tek tartışılmak zorundadır.
4. Değerleme Anı: Hangi Tarih Esas Alınır?
Değerleme anı konusunda uygulamada farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüş değerleme anının boşanma davasının açıldığı tarih olması gerektiğini savunur; gerekçe, pay sahibi eşin dava açıldıktan sonra şirketi zarara uğratmasının önlenmesidir.
Buna karşın Yargıtay'ın yerleşik içtihadı değerleme anı olarak karar tarihini esas almaktadır. Bu yaklaşım Türk Medeni Kanunu'nun 235. maddesiyle de uyumludur: Tasfiye anındaki değer, karar tarihine en yakın değerdir. Uygulamada bu değer gerekliyse tüketici fiyat endeksiyle güncellenmektedir.
Dava tarihinin değerleme anı olarak savunulduğu görüş, mal rejiminin sona erme anına ilişkin Türk Medeni Kanunu'nun 228. maddesiyle birlikte destekleyici bir argüman olarak kullanılabilir. Özellikle borçlu eşin mal rejimi sona erdikten sonra şirketi olağandışı işlemlerle zarara uğrattığı durumlarda, Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesi uyarınca katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler gerekçesiyle ek talep yoluna gidilebilir.
5. Bilirkişi Heyeti: Neden Tek Uzman Yetmez?
Yargıtay şirket hissesi değerlemelerinde tek bilirkişiye dayalı kararları bozma sebebi olarak görmektedir. Aranılan heyet; şirket değerleme konusunda SPK lisanslı bir uzman ya da yeminli mali müşavir, bir mali müşavir ya da hesap uzmanı ve şirketler hukuku ile aile hukuku konularında deneyimli bir hukukçuyu kapsamalıdır. Sektörün teknik gerektirdiği uzmanlık gerektirdiğinde sektör uzmanı ve bankacı da heyete dahil edilmektedir. Bilirkişi raporunun denetime açık, gerekçeli ve kullanılan yöntemi açıklayan nitelikte olması zorunludur.
Sonuç
Şirket hissesinin değerinin tespiti, mal rejimi tasfiyesi davalarının teknik açıdan en karmaşık boyutunu oluşturmaktadır. Sürüm değeri ilkesi çerçevesinde hangi değerleme yönteminin kullanılacağı, değerleme anının doğru belirlenmesi ve bilirkişi heyetinin uygun kompozisyonda oluşturulması, davanın seyrini doğrudan etkiler. Değerleme sürecine itiraz hakkı her iki taraf için de mevcuttur. Bu nedenle raporun sunulduğu aşamada hukuki değerlendirme yapılmadan imzalanmaması ya da karara itiraz edilmeden kabul edilmemesi büyük önem taşır.