Av. Can Kilercioğlu ile doğrudan iletişime geçin.
Tefecilik Suçu ve Cezası Nedir?
Bandırma, Erdek ve Biga'da yüksek faizle borç para veren kişilerle karşılaşanlar ya da bu suçlamayla muhatap olanlar, tefecilik suçunu merak eder. Tefecilik, kazanç amacıyla ödünç para vermeyi cezalandıran bir suçtur. Bu yazıda tefeciliğin ne olduğu, neden suç sayıldığı, cezası ve mağdurun ne yapabileceği genel hatlarıyla ele alınmaktadır.
TEFECİLİK SUÇU NEDİR?
Tefecilik, kazanç elde etmek amacıyla bir başkasına ödünç para verilmesidir. Türk Ceza Kanunu'nun 241. maddesi bu suçu düzenler. Suçun temelinde, kişinin bir kazanç sağlamak amacıyla ve sistemli biçimde başkalarına faizle borç para vermesi yatar. Ödünç para verme işi, kural olarak yalnızca kanunda yetkili kılınmış kurumlar tarafından yapılabilir. Bir kişinin, bu yetkisi olmadığı halde kazanç amacıyla başkalarına faizle para vermesi, tefecilik suçunu oluşturur. Bu suçta korunan değer, ekonomik düzen ve kişilerin güç durumda istismar edilmekten korunmasıdır. Çünkü tefecilik, çoğu zaman paraya acil ihtiyaç duyan kişilerin zor durumundan yararlanılarak işlenir. Tefecilik suçunun oluşması için, para verme işleminin kazanç amacı taşıması ve bir süreklilik ya da meslek edinme unsuru içermesi önem taşır. Arkadaşlar ya da yakınlar arasında karşılıksız yapılan yardımlar bu kapsamda değerlendirilmez. Bu nedenle tefecilik, sıradan bir borç verme ilişkisinden farklıdır. Suçun varlığı, para verme işleminin niteliğine ve amacına göre belirlenir. Bu nedenle her borç verme ilişkisi değil, kazanç amacıyla ve sistemli biçimde yürütülen faizli para verme işlemleri bu suç kapsamında ele alınır.
KAZANÇ AMACIYLA ÖDÜNÇ PARA VERMEK NEDEN SUÇTUR?
Ödünç para verme faaliyeti, hukukumuzda belirli bir düzene bağlanmıştır. Para verme ve kredi sağlama işlemleri, kural olarak yetkili ve denetime tabi kurumlar aracılığıyla yapılır. Bu düzenin amacı, hem ekonomik istikrarı korumak hem de borç alan kişileri fahiş faiz ve istismardan korumaktır. Kazanç amacıyla ve yetkisiz biçimde başkalarına faizle para verilmesi, bu düzenin dışına çıkılması anlamına gelir. Tefecilik, çoğu zaman resmi kayıtlara girmeyen, denetimsiz ve borçlu aleyhine ağır koşullar içeren bir faaliyettir. Paraya acil ihtiyaç duyan kişiler, çoğu zaman başka çareleri kalmadığı için bu tür kişilere başvurmak zorunda kalır. Bu durum, borçlunun güç durumundan yararlanılmasına yol açar. Kanun, bu istismarı önlemek ve ödünç para verme faaliyetinin denetimli biçimde yürütülmesini sağlamak için tefeciliği suç olarak düzenlemiştir. Bu nedenle kazanç amacıyla yetkisiz para verme, yalnızca bir borç ilişkisi değil, aynı zamanda ekonomik düzene aykırı bir fiil olarak değerlendirilir. Bu düzenleme, hem toplumsal ekonomik düzeni hem de zor durumdaki bireyleri korumayı amaçlar. Bu nedenle tefecilik, kişiler arası basit bir anlaşma olarak görülmez ve ciddi sonuçlar doğurur.
TEFECİLİĞİN CEZASI NE KADARDIR?
Tefecilik, kanunda hapis ve adli para cezasıyla karşılanan bir suçtur. Türk Ceza Kanunu'nun 241. maddesine göre, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü gibi tefecilik, hem hapis cezası hem de yüksek tutarlara ulaşabilen adli para cezası gerektiren ciddi bir suçtur. Kanun ayrıca, suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek cezanın bir kat artırılacağını öngörmüştür. Bu düzenleme, tefeciliğin örgütlü biçimde yürütüldüğü durumları daha ağır biçimde cezalandırmayı amaçlar. Cezanın bu ağırlıkta olması, suçun hem bireyler hem de ekonomik düzen üzerindeki olumsuz etkisinden kaynaklanır. Tefecilik suçunda ceza, suçun işleniş biçimine, elde edilen kazanca ve olayın kapsamına göre belirlenir. Bu nedenle her olay, kendi somut koşulları içinde değerlendirilir. Tefecilik suçlamasıyla karşılaşan bir kişinin durumunun, olayın niteliğine göre dikkatle ele alınması gerekir. Aynı şekilde, tefecilik mağduru olan kişiler de bu suçun cezai sonuçları bakımından haklarını arayabilir. Bu nedenle sürecin doğru değerlendirilmesi, taraflar bakımından önem taşır.
SENET VE ÇEKLE GİZLENEN TEFECİLİKTE MAĞDUR NE YAPABİLİR?
Tefecilik, çoğu zaman doğrudan değil, çeşitli hukuki işlemlerin arkasına gizlenerek işlenir. Uygulamada en sık karşılaşılan yöntemlerden biri, verilen borcun ve faizin senet ya da çek gibi belgelerle güvence altına alınmasıdır. Örneğin borçluya verilen paranın çok üzerinde bir tutar için senet imzalatılması, aradaki farkın faiz olduğunu gösterebilir. Benzer şekilde, gerçek bir ticari ilişki bulunmadığı halde düzenlenen çek ve senetler de tefeciliğin gizlenmesinde kullanılabilir. Bu tür durumlarda, borçlu kendisini hem ağır bir borç yükü altında hem de bu belgelere dayanan icra takipleriyle karşı karşıya bulabilir. Tefeciliğin mağduru olan kişi, durumu yetkili makamlara bildirerek suç duyurusunda bulunabilir. Bunun yanında, gerçek borç ilişkisinin ortaya konması için hukuki yollara başvurabilir. Örneğin senedin gerçek bir borca değil, tefecilik ilişkisine dayandığı ileri sürülebilir. Bu süreçte, para alışverişine ve gerçek ilişkiye dair her türlü delil önem taşır. Mesajlar, banka kayıtları ve tanık beyanları bu bakımdan değerlendirilebilir. Bu nedenle tefecilik mağduru olan kişinin, hem cezai süreci hem de kendisine karşı yürütülen takiplere ilişkin hukuki yolları birlikte değerlendirmesi yerinde olur. Sürecin doğru yürütülmesi, mağdurun haklarını korur.
TEFECİLİK İLE OLAĞAN BORÇ İLİŞKİSİ NASIL AYRILIR?
Tefecilik suçunun değerlendirilmesinde en önemli konulardan biri, bu suçun sıradan bir borç verme ilişkisinden ayrılmasıdır. Her borç verme, tefecilik suçu oluşturmaz. Kişiler arasında, örneğin akrabalar ya da arkadaşlar arasında karşılıksız olarak ya da kazanç amacı gütmeksizin yapılan borç verme işlemleri bu suç kapsamında değildir. Tefeciliği oluşturan temel unsur, para vermenin kazanç elde etme amacı taşımasıdır. Bunun yanında, tefecilikte çoğu zaman bir süreklilik ve meslek edinme unsuru bulunur. Yani kişi, faizle para vermeyi bir gelir kaynağı haline getirmiştir. Bir kişinin bir defaya mahsus ve iyi niyetle yaptığı borç verme ile sistemli biçimde ve kazanç amacıyla faizle para verme faaliyeti birbirinden farklıdır. Bu ayrım, olayın somut koşullarına göre yapılır. Para verme işleminin nasıl gerçekleştiği, faizin bulunup bulunmadığı, işlemin tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve kazanç amacının varlığı bu değerlendirmede rol oynar. Uygulamada tefecilik, çoğu zaman senet, çek ya da danışıklı satış gibi işlemlerin arkasına gizlendiğinden, gerçek ilişkinin ortaya konması önem taşır. Bu nedenle bir olayın tefecilik suçu oluşturup oluşturmadığı, işlemin gerçek niteliğine göre belirlenir. Bu değerlendirme, hem suçlanan hem de mağdur konumundaki kişiler bakımından belirleyicidir. Bu nedenle olayın bütün yönleriyle incelenmesi gerekir.