Av. Can Kilercioğlu ile doğrudan iletişime geçin.
Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma
Bandırma, Erdek ve Biga'da eşinin şiddetine, kötü muamelesine ya da onurunu zedeleyen davranışlarına maruz kalan kişiler, bu durumun özel bir boşanma sebebi olup olmadığını merak eder. Bu davranışlar, kanunda ayrı bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu yazıda hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmanın ne olduğu ve şartları genel hatlarıyla ele alınmaktadır.
BU BOŞANMA SEBEBİ NEDİR?
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, kanunda özel olarak düzenlenmiş bir boşanma sebebidir. Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesi bu sebebi düzenler. Buna göre, eşlerden her biri, diğeri tarafından hayatına kastedilmesi, kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Bu sebep, üç farklı davranış biçimini kapsar. Hayata kast, bir eşin diğerinin yaşamına son vermeye yönelik davranışlarıdır. Pek kötü davranış, eşe yönelik ağır fiziksel ya da benzeri kötü muameleleri ifade eder. Onur kırıcı davranış ise eşin onurunu ağır biçimde zedeleyen söz ve davranışları kapsar. Bu boşanma sebebinin en önemli özelliği, özel ve belirli bir sebebe dayanmasıdır. Yani evlilik birliğinin genel olarak sarsıldığının ayrıca ispatına gerek kalmadan, bu davranışlardan birinin varlığı boşanma için yeterli olabilir. Bu düzenleme, ağır ve kabul edilemez davranışlara maruz kalan eşi korumayı amaçlar. Çünkü bu tür davranışlar, evlilik birliğinin sürdürülmesini eşten beklenemez hale getirir. Bu nedenle bu sebep, mağdur eşe önemli bir koruma sağlar. Sebebin varlığı, olayın somut koşullarına ve sunulan delillere göre değerlendirilir.
HANGİ DAVRANIŞLAR BU KAPSAMDADIR?
Bu boşanma sebebi kapsamına giren davranışlar, kanunda üç başlık altında toplanmıştır. Hayata kast, bir eşin diğer eşi öldürmeye yönelik davranışlarıdır. Bu, doğrudan bir saldırı olabileceği gibi, eşin yaşamını tehlikeye atan başka fiiller biçiminde de ortaya çıkabilir. Önemli olan, davranışın eşin yaşamına yönelmiş olmasıdır. Pek kötü davranış, eşe yönelik ağır ve insan onuruyla bağdaşmayan muameleleri kapsar. Fiziksel şiddet, eziyet ve benzeri davranışlar bu kapsamda değerlendirilebilir. Onur kırıcı davranış ise eşin şeref ve onurunu ağır biçimde zedeleyen söz ve fiillerdir. Ancak kanun, bu davranışın ağır derecede olmasını arar. Sıradan bir tartışma ya da hafif bir kırgınlık, bu kapsamda değerlendirilmez. Davranışın, evlilik birliğini eşten beklenemez hale getirecek ağırlıkta olması gerekir. Bu davranışların ispatı, tanık beyanları, sağlık raporları, mesajlar ve diğer delillerle sağlanır. Her olayda, davranışın niteliği ve ağırlığı ayrı ayrı değerlendirilir. Bu nedenle bu boşanma sebebine dayanırken, hangi davranışın gerçekleştiğinin ve bunun ağırlığının somut biçimde ortaya konması önem taşır. Bu değerlendirme, davanın sonucunu doğrudan etkiler. Bu nedenle delillerin dikkatle toplanması gerekir.
DAVA HANGİ SÜRE İÇİNDE AÇILMALIDIR?
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davasının belirli süreler içinde açılması gerekir. Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesi bu konuda kesin süreler öngörmüştür. Buna göre, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Bu iki süre birlikte değerlendirilir. Yani eş, kendisine yönelen davranışı öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde dava açmalıdır. Ayrıca, davranışın gerçekleşmesinden itibaren beş yıl geçmişse, eş bunu daha sonra öğrenmiş olsa bile dava hakkı düşer. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir, yani kaçırıldığında dava hakkı tümüyle ortadan kalkar. Bu düzenlemenin amacı, boşanma sebebinin uzun süre askıda kalmasını önlemek ve tarafların durumunu belirli hale getirmektir. Bu nedenle bu sebebe dayanarak boşanmak isteyen eşin, süreleri dikkatle takip etmesi gerekir. Sürenin kaçırılması halinde, eş artık bu özel sebebe dayanamaz. Ancak bu durumda, olayın niteliğine göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi genel bir boşanma sebebine dayanmak mümkün olabilir. Bu nedenle sürelerin doğru hesaplanması, hangi yola başvurulacağını da belirler. Bu hesaplama, sürecin sonucunu doğrudan etkiler.
AFFEDEN EŞİN DAVA HAKKI VAR MIDIR?
Bu boşanma sebebine ilişkin önemli bir kural da affeden eşin durumuyla ilgilidir. Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesi, affeden tarafın dava hakkının bulunmadığını açıkça belirtir. Yani kendisine yönelen davranışı affeden eş, artık bu sebebe dayanarak boşanma davası açamaz. Af, açık bir biçimde olabileceği gibi, davranışlardan da anlaşılabilir. Örneğin eşin, kendisine kötü davranan diğer eşle evlilik birliğini gönüllü olarak ve sorunsuz biçimde sürdürmeye devam etmesi, af olarak değerlendirilebilir. Affın sonucu, bu özel boşanma sebebine dayanma hakkının ortadan kalkmasıdır. Bu düzenlemenin arkasındaki düşünce, bir davranışı affeden eşin sonradan aynı davranışı boşanma sebebi olarak ileri sürmesinin dürüstlük kuralıyla bağdaşmamasıdır. Ancak affın, gerçek ve serbest bir iradeyle yapılmış olması beklenir. Baskı altında ya da zorlama ile yapılan bir af, geçerli sayılmayabilir. Affeden eşin bu sebebe dayanamaması, onun boşanma imkanının tümüyle ortadan kalktığı anlamına gelmez. Eş, yeni davranışlar ortaya çıkarsa ya da genel boşanma sebeplerinin koşulları oluşursa, yine boşanma davası açabilir. Bu nedenle af konusu, bu boşanma sebebine dayanmada belirleyici bir unsurdur. Affın bulunup bulunmadığı, olayın koşullarına göre değerlendirilir.
GENEL BOŞANMA SEBEBİNDEN FARKI NEDİR?
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma, genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasından farklıdır. Bu fark, davanın nasıl yürütüleceğini doğrudan etkiler. Genel boşanma sebebinde, davacının evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeyi beklenemez hale getirecek ölçüde sarsıldığını ortaya koyması ve çoğu zaman tarafların kusur durumunun ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekir. Buna karşılık, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış özel ve belirli bir boşanma sebebidir. Bu sebepte, kanunda sayılan davranışlardan birinin gerçekleştiğinin ortaya konması, boşanma için kural olarak yeterli olur. Yani ayrıca evlilik birliğinin genel olarak çekilmez hale geldiğinin uzun uzun tartışılmasına gerek kalmayabilir. Çünkü bu davranışların niteliği, zaten evlilik birliğini sürdürmeyi eşten beklenemez kılar. Bu yönüyle özel sebep, mağdur eşe daha güçlü ve doğrudan bir dayanak sağlar. Ancak bu sebebin kendine özgü süreleri ve af gibi sınırlamaları bulunur. Genel boşanma sebebi ise daha geniş bir çerçeveye sahiptir ve süre sınırlaması bakımından farklıdır. Bir olayda hangi sebebe dayanılacağı, olayın niteliğine ve koşullarına göre belirlenir. Kimi durumlarda her iki sebep birlikte de ileri sürülebilir. Bu nedenle boşanma davasında, olaya en uygun sebebin doğru belirlenmesi, sürecin sağlıklı yürümesi bakımından önem taşır. Bu belirleme, davanın sonucunu doğrudan etkiler.