Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), KKTC vatandaşı aktivist Murat Kanatlı’nın “zorunlu askerlik yapmak yerine alternatif bir kamu hizmeti gerçekleştirmesini mümkün kılan düzenlemelerin olmamasına” ilişkin itirazını karara bağladı.
1. KKTC Vatandaşı Neden Türkiye Aleyhine Başvuruda Bulundu?
KKTC, bağımsız bir devlet olarak tanınmamakta olup Avrupa Konseyine üye olamadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) de taraf değildir. Avrupa Konseyi organları Konsey’e üye ve Sözleşme’ye taraf olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaktadır. Bu nedenle KKTC vatandaşları, iç hukuk yollarını tükettikten sonra, Sözleşme’nin ihlalinden dolayı yapabilecekleri başvuruları KKTC aleyhine değil, Türkiye veya Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine yapmak durumundadır.
2. Olayın İzahı
Murat Kanatlı (Başvurucu) 2008 yılında, 1979'da kurulan ulusal vicdani retçiler dernekleri federasyonu olan Avrupa Vicdani Ret Ofisi'nin ("BEOC") Kıbrıs temsilcisiydi. 20 Aralık 2005 tarihinde, Kıbrıs Türk güvenlik güçlerinin komutanlığındaki bir yıllık askerlik hizmeti sona ermişti. Daha sonra başvuran her yıl askeri kışlada bir günlük yedek hizmet yapmak üzere çağrılmıştır. Bu görevi Dikmen Lojistik Destek Komutanlığı'nda yapmıştır. 4 Kasım 2009'da aynı yerde tekrar yedek görev yapması istenmiş, ancak katılmayı reddetmiştir.
26 Nisan 2011 tarihinde Askeri Savcılık, başvurucu hakkında Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesinde cezai kovuşturma başlatıldı. Seferberlik çağrısına uymayı reddetmek ve böylece Seferberlik Yasası'na aykırı davranmakla suçlandı.
24 Kasım 2011 tarihinde Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesine çıktı. Vicdani ret hakkının olduğunu savundu, pasifist ve anti-militarist inançları sebebi ile de yedek görevi reddettiğini, alternatif sivil hizmet yapmaya hazır olduğunu belirtti. Askerlik hizmetinin zorunlu niteliğine meydan okuyarak alternatif hizmetin yokluğunun Sözleşme’ye uygun olmadığını savundu. Seferberlik Yasası'nın ilgili bölümlerinin anayasaya uygunluğunun Anayasa Mahkemesi olarak hareket eden Yüksek Mahkeme'de gözden geçirilmesini istedi.
Devam eden yargılamada savcı silahlı saldırı altındaki bir ulusun kendisini meşru bir şekilde savunabilmesi gerektiğine işaret ettiğinde, başvurucu Kıbrıs sorununun silahlı eylemle çözülemeyeceğini, savaşın insanlığın kaynaklarını tükettiğini ve barışçıl bir çözümü teşvik etmeye yönelik faaliyetlerde bulunduğunu belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun faaliyetlerini tanımlarken, yedek hizmetini yerine getirme yükümlülüğü ile dini veya başka türlü samimi ve derin vicdanı veya inançları arasında ciddi ve aşılmaz bir çatışmaya atıfta bulunmadığını belirtmiştir ve 2014 yılında başvuranı 500TL (yaklaşık 167 Avro) para cezasına çarptırmıştır. Para cezasını ödemeyi reddeden başvurucu 15 gün hapis yatmıştır.
Başvurucu 6 Nisan 2015 tarihinde AİHM’e başvuruda bulunmuştur.
3. AİHM Kararı
Mahkeme, askerlik hizmetine karşı çıkmanın, orduda hizmet etme yükümlülüğü ile bir kişinin vicdanı veya dini veya başka türlü içtenlikle sahip olduğu ve derinden bağlı olduğu inançlar arasındaki ciddi ve aşılmaz bir çatışmadan kaynaklandığı durumlarda, Sözleşme'nin 9. maddesinde yer alan güvencelerin uygulanmasına yol açacak yeterli derecede güç, ciddiyet, tutarlılık ve önem derecesine ulaşan bir mahkumiyet teşkil ettiğini hatırlatmıştır.
Sözleşme’nin “Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü” başlığını taşıyan maddesi şöyledir:
AİHM, bir felsefe olarak pasifizmin Sözleşme'nin 9. maddesi tarafından korunan bir inanç olarak kabul edilebileceğine karar verdiğini hatırlatmaktadır.
Mahkeme, bir başvurucunun vicdani ret hakkını zorunlu askerlik hizmeti bağlamında değil, yedek askerlik hizmeti bağlamında ileri sürdüğü durumları ele almıştır. Bu bağlamda, Hükümet'in, sadece bir gün süren (ancak yılda toplam otuz güne yayılması muhtemel olan) bu tür bir hizmetin başvuranın davasında herhangi bir askeri faaliyet içermediği yönündeki iddiasını not etmiştir. Bu nedenle, söz konusu hizmetin niteliği, Mahkeme'nin zorunlu askerlik hizmeti bağlamında incelemek zorunda kaldığı hizmetten önemli ölçüde farklıdır. Bununla birlikte Mahkeme, Hükümet’in her argümanına katılmaz; başvuranın davasında kabul edilen bazı kararlarda ulusal mahkemelerin yedek hizmetin belirli özelliklerine herhangi bir ağırlık vermemesi gibi.
Sözleşme'nin 9. maddesinde korunan düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, Sözleşme anlamında "demokratik toplum"un temellerinden biridir. Bu hürriyet, dini boyutuyla inanların kimliğinin ve hayat anlayışının en temel unsurlarından biridir. Aynı zamanda ateistler, agnostikler, şüpheciler veya kayıtsızlar için değerli bir olgudur.
Mahkeme ayrıca, pasifist inançlara başvuran kişilerin davalarında 9. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu davalarda Mahkeme, Devletin pozitif yükümlülüklerine dayandırarak, iç hukuk düzeninde alternatif bir hizmetin ve başvurucuların vicdani retçi statüsüne hak kazanıp kazanmadıklarını belirlemelerini sağlayacak etkili ve erişilebilir bir prosedürün bulunmaması nedeniyle bir ihlal tespit etmiştir. Bir bireyin vicdani ret hakkından yararlanıp yararlanamayacağını belirleyebileceği herhangi bir alternatif hizmeti veya erişilebilir ve etkili bir prosedürü sağlamayan bir sistem, bir bütün olarak toplumun çıkarları ile vicdani retçilerin çıkarları arasında adil bir denge kuramamış olduğu ve ihlale sebebiyet verdiğine karar verilmiştir.
Nihayetinde Mahkeme, Sözleşme’nin 9. Maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir. Bu sebeple başvurucuya 9.000 Euro manevi tazminat, masraflar ve giderler içinse 2.364 Euro ödenmesine karar vermiştir.